25 Temmuz 2015 Cumartesi

Göçebe - Stephenie Meyer

Kitap Adı: Göçebe
Yazar: Stephenie Meyer                        
Orijinal Adı: The Host
Seri Bilgisi: The Host, #1
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Basım Yılı: 2009
Sayfa Sayısı: 680
Goodreads Puanı: 3.84

   Puanım: 


   



Dünyamız görünmeyen bir düşman tarafından istila edilmişti. İnsanların bedenleri, bu istilacılar için sahiplik yaparken bedenler bir değişikliğe uğramamış gibi görünse de, zihinleri ele geçiriliyordu. Neredeyse herkes teslim olmuştu.
 
Geriye kalan vahşi birkaç insandan biri olan Melanie, yakalandığı zaman sonunun geldiğine inanır. Göçebe, Melanie'nin bedenini alan ruh, yetkililer tarafından bir insan bedeninin içinde yaşarken karşılaşabileceği zorluklar hakkında uyarılmıştır: Baskın duygular, hislerin yoğunluğu, çok canlı olabilen anılar Ama Göçebe'nin beklemediği bir zorluk vardır: Bedeninin önceki sakini zihninden vazgeçmeyi reddeder.
 
Göçebe, Melanie'nin düşüncelerinin derinlerine inerek geri kalan insanların nerde olduğunu öğrenmeye çalışır. Ama Melanie'nin zihninde tek görebildiği, sevdiği adamın, hâlâ saklanan bir insan olan Jared'ın hayalidir. Bedeninin arzularına direnemeyen Göçebe, yakalamak zorunda olduğu bu adama karşı özlem duymaya başlar. Dış güçler, Göçebe ve Melanie'yi, aslında istemeseler de, ortak bir hedefte birleştirir ve birlikte sevdikleri adamı bulmak için tehlikeli ve sonu belli olmayan bir macera için yola koyulurlar.

“Ne kadar zamanının kaldığını asla bilemezsin.”


Bedeninizin farklı bir gezegenden gelen bir ruh tarafından yönetildiğini düşünün. Ensenizde açılan küçük bir delikten girip vücudunuzu ele geçirdiğini düşünün. Origin gezegeninde dünyaya gelmiş yeni bir ırkın, tüm gezegenlere gidip oraları ele geçirdiğini düşünün. Bu gezegenlerin arasında bizim gezegenimizin de dahil olduğunu düşünün.

“Artık hiç kimse genç değil. Bu güne kadar hayatta kalmayı başarabilmiş olan herkes çok ihtiyar.”

Kitap Göçebe denilen ruhun Melanie isimli bedene yerleştirilmesiyle başlıyor. O ruha Göçebe denilmesinin sebebi ise 8 gezegende yaşamış ama hiçbir gezegende sonsuza kadar yaşamak istememesidir. Göçebe, Melanie’nin bedenine yerleştikten sonra bir tuhaflık olduğunu fark eder. Ruh, bedene girdiğinde o bedenin sahibinin varlığı kaybolur fakat Göçebe hala Melanie’nin sesini duymaktadır. Bu yolla Katherine Neville’nin dediği gibi Stephenie Meyer, “çift karakterli olmak” deyimine yeni ve şaşırtıcı bir anlam yüklemiş. Her neyse Göçebe, bu tuhaflığı sezdikten sonra diğer insanları bulmak için görevlendirilen Avcılara  da ruhların bedene yerleşmesini sağlayan Şifacılara bu durumdan bahsetmesi gerekir. Fakat Göçebe bunun tam tersini yapıp Melanie’yle kafasının içinde konuşmaya ve onu anlamaya başlar.

“Belki de bu gezegende, eşit miktarda bir acıyla eşitlenmeyen hiçbir sevinç yoktu.”

Göçebe’nin Melanie’nin ruhuna yerleşmesinin asıl amacı, eğer Melanie’nin tanıdığı yaşayan başka insan varsa Melanie’nin anılarında geriye giderek onların saklandığı yeri bularak bunu Avcısına söylemektedir. Daha önce de dediğim gibi eğer Melanie hala o bedende yaşamıyor olsaydı bu mümkün olabilirdi. Fakat Melanie hala o bedendedir ve tüm sırlarını Göçebe’ye açmaya hiç niyeti yoktur. Tabii bunun sebebi erkek arkadaşı Jared ve erkek kardeşi Jamie’yi koruyabilmektir. Göçebe onlarla tanımamış olsa da Melanie’nin  anılarında onları görmüştür ve garip bir şekilde o da Melanie gibi onları özlemektedir. Sonra Melanie ve Göçebe daha da yakınlaşırlar ve sonunda beraber Jared ve Jamie’yi bulmak için tehlikeli ve sonu belli olmayan bir maceraya adım atarlar.

“Kendi bedeniyle benimki arasındaki ateşi hissetmiyor mu? Bu sadece benden mi kaynaklanıyor? Nasıl olur da bunu sadece ben hissediyor olabilirim? Sanki aramıza, bir kitabın sayfaları arasında ezilmiş bir çiçek gibi, bir güneş sıkışmış ve kağıdı yakıyor. Bu ona başka bir şey, kötü bir şey gibi mi geliyor?”


Konudan daha fazla bahsetmek istemiyorum ama Stephenie’nin hayal gücüne hayran kaldığımı belirteceğim. Yaklaşık 2 yıldır kitap elimdeydi ve boyutundan korktuğum için bir türlü başlamamıştım. Sonra kütüphanemde bile olduğunu unuttuğum bir zamanda elime aldım, okumaya başladım. İlk 200 sayfasını bir hafta da okudum. Tam bir hafta. Çünkü başlarda konuyu anlamada sıkıntı çektim ve ilk 100 sayfa çok yavaş ilerliyordu. Ama sonra Ian geldi kitaba :’) Kalan 480 sayfasını da uyumayıp bir günde bitirdim.

“O, başka bir hayat. Sen benim bugünümsün.”
“Ve eğer istersen, geleceğin de olurum.”
“Evet, lütfen.”

Kitapta en sevdiğim şey iki adamın aynı bedende iki farklı kadını sevmesiydi. Jared Melanie’yi severken, Ian ise Göçer’i sevmektedir (Göçebe’ye daha sonra Göçer demeye başladılar.) Jared’ı ilk olarak bizde Melanie’nin anılarında gördük. Melanie’nin anlattığına göre Jared muhteşem bir adamdı ve ben çok sevmiştim. Sonra Jared’ın şimdiki halini gördüğümde biraz hayal kırıklığına uğradım çünkü bu kadar somurtkan, kızgın birini görmeyi beklemiyordum. Jared’ın Göçebe’ye olan davranışları çok katıydı ama yine de ona hak verdim. Sevdiğimiz birinin bedenini ele geçiren bir ruhla karşılaşsak bizimde tepkimiz çok farklı olmazdı sanırım.

“Sen bulmam bir mucizeydi. Mucizenin ötesinde bir şeydi, Melanie. Şu anda ise, sana sahip olmakla dünyayı geri almak arasında bir seçim yapacak olsam, beş milyar insanın hayatı pahasına da olsa, senden vazgeçmem.”


“Sen olmadan bu bedeni istemem.”
“Beni de o beden olmadan istemezsin.”

Ian da Jared gibi ilk başta Göçebe’ye çok sert davranıyor. Sadece Ian değil gerçi, tüm insanlar öyle. Sonra Ian Göçebe’yi tanıdığında o kadar değişiyor ki. Sinirli, kaba, sert adam gidiyor yerine komik, eğlenceli, nazik bir adam geliyor. Çok ciddi anlarda öyle bir şey söylüyor ki kahkahalarıma engel olamadım. Ya o kadar iyi biri ki Ian. O kadar harika ki. Ben çok sevdim. Kitapta tahmin ettiğimden daha çok gözyaşı döktüm. Hele o sonlarda çok ağladım ve Ian’a bir kez daha aşık oldum.

“Buna ne diyorsun, Göçer? Yine aynı odayı paylaşacağız.”
“Ama Jamie, Jared nerede kalacak?”
Ian, “Dur tahmin edeyim,” diye sözümü kesti. “O odanın üç kişiye yetecek kadar geniş olduğunu söylemiştir. Yanılıyor muyum?”
“Evet. Nereden biliyorsun?”
“Tahmin ettim, doğru çıktı.”

Kitabın bir film uyarlamasında Saoirse Ronan, Max Irons ve Jake Abel oynuyor. Daha önce bu oyuncuları hiç duymadım ama en yakın zamanda izleyip, eğer üşenmezsem filmin de yorumunu gireceğim.

“İnsanlar, binlerce yıldır, aşkın sırrını çözemediler. Ne kadarının fiziksel, ne kadarının zihinde olduğunu bulamadılar. Ne kadarının kaza, ne kadarının kader olduğunu anlayamadılar. Kusursuz bir uyum içindeki çiftler niçin ayrılıyor, bir araya gelmeleri olanaksız gibi görünen çiftler, nasıl oluyor da mutlu bir birliktelik sürdürüyorlardı? Bu soruların cevaplarını ben de onlardan iyi bilmiyorum. En basit bir deyişle, aşkın ne zaman nerede olacağını kimse bilemez.”


Kitap üç kitaplık bir serinin başlangıç kitabı ama Göçebe çıkalı yıllar olmasına rağmen ikinci kitabı hala çıkmadı.Umarım yazar devam etmekten vazgeçmemiştir. Devam kitaplarını çok merak ediyorum. Yine de umudumu kesmeyip sabırsızlıkla bekliyorum.

“Yedi hayat tamamladım. Bu yedi hayat boyunca onun için bir gezegende kalmak isteyeceğim ya da gittiğinde peşine düşeceğim biriyle hiç karşılaşmadım. Hayatı paylaşabileceğim birini hiç bulamadım. Niçin şimdi ? Niçin sen ?"

Son olarak kitabın ülkemizde gereken ilgiyi görmediğini düşünüyorum. Çoğu kişi Stephenie’nin böyle bir kitabı olduğunu bile bilmiyor ama size şunu söyleyim: Kesinlikle alın, okuyun.

"Önemli olan yüzün değil, yüzündeki ifade; sesin değil, söylediklerin; bedeninin görünüşü değil, bu bedeni nasıl kullandığın. Sen kendin güzelsin."

1 yorum:

  1. Ben önce filmi izledim sonra kitabını okudum ama kitabın yanında tabi ki film biraz sönük. Yine de güzeldi tavsiye ederim. ^^

    YanıtlaSil