11 Temmuz 2016 Pazartesi

Kehribardaki Yusufçuk - Diana Gabaldon

                   Kitap Adı: Kehribardaki Yusufçuk
                 Yazar: Diana Gabaldon
                 Orijinal Adı: Dragonfly in Amber
                 Seri Bilgisi: Outlander, #2
                 Yayınevi: Epsilon Yayınevi
                 Basım Yılı: 2010
                 Sayfa Sayısı: 896
                 Goodreads Puanı: 4.30

              Puanım:

    
Yaklaşık bir ay önce serinin ilk kitabı olan Yabancı’yı almayı beklemeyip diziye başlamıştım. İlk sezonu ve ikinci sezonun ilk iki bölümünü izleyip kitapları okumak istediğim için izlemeyi bıraktım. Daha sonra Yabancı’nın orijinal kapaklısını ararken Kehribardaki Yusufçuk’u aldım ve dizinin kitapla birebir gittiğini bildiğim için dayanamayıp hemen başladım. Dizinin ikinci sezonunun üç bölümünü izlememe rağmen maalesef ilk sezonun o büyülü havasını bulamadım.

Kitabın konusundan bahsetmek istemiyorum çünkü hiçbir şey bilmeden okumanın daha güzel olacağını düşünüyorum. Ama seri hakkında bilgisi olmayanlar için kısaca serinin konusundan bahsedeceğim.

Eski bir savaş hemşiresi olan Claire Randall, 1945 yılında savaştan döndüğünde kocası Frank Randall'la beraber İskoçya'ya ikinci balayına çıkar. Salisbury Düzlüğü'nde bulunan tarihi taşlardan birine dokunan Claire birden kendini 1743 yılının İskoçyasında bir yabancı olarak bulur. Cesur bir İskoç savaşçısı olan Jamie Fraser, Claire'e öyle derin ve sınırsız bir aşk sunar ki, genç kadın sadakat ve tutku gibi iki zıt duygunun arasında sıkışıp kalır. Farklı zamanlarda yaşayan bu iki adam arasında bir seçim yapması gerekmektedir.








“Eğer Araf’ta iki yüz yıl dayanırsam, sensiz iki yüz yıl… İşte o zaman o benim cezam olur, suçlarımdan dolayı kazandığım cezam. Yalan söylediğim, öldürdüğüm ve çaldığım için; ihanet edip, insanların güvenini kırdığım için. Ama yalanları dengeleyecek tek bir şey var. Tanrı’nın karşısına çıktığım zaman geri kalanını dengelemek için tek bir şey söyleyeceğim.”Sesi kısıldı, neredeyse fısıltı halindeydi ve beni saran kolları daha sıkı sarıyordu.
“Yüce Tanrım, bana eşsiz bir kadın verdin ve Tanrım, ben onu çok sevdim.”

Jamie ve Claire'in sevgisiyle beraber İskoç tarihini de öğrendiğimiz bir seri. Tarihi olayların ayrıntılı bir şekilde anlatılması olayları anlamayı güçleştirse de yazarın anlatım tarzına ve bilgisine hayran kaldım. Aşkı, acıyı, özlemi, mutluluğu, suçluluk duygusunu, fedakarlığı çok güzel bir şekilde anlatıyor.


Kitabı okurken yaşadığım şaşkınlığı, heyecanı, hüznü kolay kolay unutabileceğimi sanmıyorum.  Her duyguyu yaşatabilecek tarihi olaylar ve efsanelerle zenginleştirilmiş muazzam bir kurguya sahip.


Claire ve Jamie'nin iki yüzyıla yayılan bu destansı aşk hikâyesi bana eşsiz dakikalar yaşattı. Aşklarına dair o kadar çarpıcı ve mükemmel sahneler vardı ki her seferinde beni büyülemeyi başardı. Aksiyonun az, Jamie ve Claire arasındaki aşkın da ön planda olduğu bir seri. Bu yüzden bu seriyi - Karanlık Zihinler serisinde olduğu gibi - herkesin sevebileceğini düşünmüyorum. Daha önce de söylediğim gibi çok fazla kişi, bilgi ve ayrıntı var. Tüm bunlar kötü bir çeviriyle beraber iyice karmaşık bir hale gelmiş. Ortalara doğru sıkılabilirsiniz belki ama okumaya devam edin. Çok güzeldi. Zaten ilk bölümü bile beni etkilemeye yetmişti.

“Ah, Claire, beni seni sevmeye mecbur bırakarak kalbimi öyle kırıyorsun ki.”

Normalde cinsel sahnelerin fazla olduğu kitapları okurken rahatsız olurum ama bu seride bu sahneler beni garip bir şekilde rahatsız etmiyor. Zaten serinin ikinci kitabında bu sahneler yok denecek kadar az ama diziye ve okuduğum yorumlara bakarak ilk kitapta bu sahnelerin çok olduğunu söyleyebilirim. Eğer bu tür kitaplardan rahatsız oluyorsanız seriye başlamadan önce bir kez daha düşünmenizi öneririm.

 “Ama seninle ruhumla konuşuyor gibi konuşuyorum. Ve Sassenach, senin yüzün benim kalbim.”


Serinin ikinci kitabında çevirmen değişmiş ve kitapta çeviri hataları çok fazlaydı. Bir yere kadar rahatsız etmese de bir süre sonra bazı yerleri hiç anlamamaya başladım.
"Papazın tavrı elbisesinden kaynaklanan etkiyi düzeltmede bir şey yapmadı. Sonradan ona saldırının bir İskoç olduğunu anla ve rahatlamayla iç çek sonra ağzını açtı. Gülünç pozisyonu yakaladığında arkasında sislerin içinden bir ses gel ve o da buz kesti." Buna benzer inanılmaz hatalar vardı. Umarım devam kitaplarında bu durum düzelmiştir.
Üstelik ilk kitapta Türkçeye çevrilen baş karakterin lakabı bu kitapta çevrilmemiş. Aynı karakteri Kont St. Germain ve Aziz Germain olarak iki farklı şekilde çevirmesi de kabul edilebilir bir durum değil. Fakat tüm bu hatalar kitabın muhteşemliğini gölgeleyememiş.

Ayrıca dizide Galce olan kısımlar Türkçeye çevrilmemişti ki hikayeyi Claire'in gözünden izleyebilelim. Ama Claire  Fransızca bilmesine ve konuşmasına rağmen Fransızca olan bazı cümlelerin neden çevrilmediğini  anlayamadım.

Kitaplar kadar diziyi de çok seviyorum. Her ne kadar ikinci sezonun ilk kısmını değiştirseler de genelde kitaba sadık kalıyorlar. Oyuncuları ve çekimleri de mükemmel. Çoğu kişi Caitriona Balfe’i biraz yaşlı bulsa da kıvırcık saçların onu biraz büyük gösterdiğini düşünüyorum. Çok güzel bir kadın ve iyi bir oyuncu. Sam Heughan ise diziye renk katan oyunculardan. Dün dizinin 2.sezon finali yayınlandı. 3.ve 4. sezon onayını da aldı. Bir göz atmanızı tavsiye ederim.


1 yorum: